İçeriğe geç →

Eskiden olsa bir anlam verirdim – Hikaye

Bunu bilirsiniz. Bunu herkes bilir. Bir an önce yapılması gereken bir konuşmayı geç yaptığınızda, o konuşma asla istediğiniz gibi olmaz. Fakat yapacak bir şey yok. Sizin üzerinizde olan birtakım dış etkenler var, topu tam köşeye takacakken ayağınıza kayan o dallama gibi.

-Hande benim kolum çıktı biliyorsun.
-Evet.
-Ve şey…

Hande ortada yok. Gelmiyor. Bir gözüm saatte, zihnime oyalansın diye sahte düşünceler veriyorum. Az önce güzelliğinin farkında olmayan kadınların daha güzel olduklarına dair tespitler yapıyordu. Şimdi de garsonun “Efendim” diye hitap etmesine kızıyor. Bense her zamanki gibi her şeye seyirciyim. Bakıyorum ve baktıkça yabancılaşıyorum.

-Bu zamana kadar sonuçla ilgilendim. Yani birine dair bir şeyler hissettiğim zaman, hep doğrudan sevgili olmanın düşüncesiyle ilgilendim. Ama şimdi, yani ilk defa, sadece hissiyatımla, hissettiğim şeyle ilgileniyorum. Ben seni seviyorum ve garip bir şekilde bu sevgi bana yetiyor. Bilmiyorum yani…

Üçüncü çayım. Ben bitirdikçe garson soruyor, garson sordukça ben istiyorum. Böyle anlarda “Hayır” diyemem. Garson da bunu anlamış gibi. Bana bakışlarında ve çayı getirişinde öyle bir hava var. “Elime düştün oğlum, dua et de o kız bir an önce gelsin!” havası.  Konuşmam kötü. İçinde çok “yani” var. Bunu temizleyemiyorum. Doğal akışta kendiliğinden geliyor. Hande gelmiyor. Trafikten ötürü. Yani öyle yazmış. Yine yani. Yan tarafımda bir çift var. Uzun uzun onlardan konuşmak istiyorum. Kadın çok kıskanç. Sosyal medyada gölge gibi takip ediyor adamı. Adam bıkmış. Ne kadar çok araba var? Hande de o  yüzden gelemiyor. Bir yerde arabalar birikiyor ve insanlar hareket edemiyor. Sesler karışık. Onlarca insan konuşuyor. Elimle istediklerimi alıp kulağıma koymak istiyorum. Gerisini duymamak. Bir düşünce lazım. Mesela… Heh. Bütün ilişkilerde kesinlikle baskın bir taraf olmalı mıdır? İki tarafın eşit olduğu ilişkiler olamaz mı? Eşit sevilenler? İnternet sitesi ya da dernek ismi gibi oldu. Yok ya, bunun üzerine çok düşündüm. Ayrıca düşününce ne çıkıyor ki? Sonuçta yine kendimi burada buluyorum. Bu sandalyede. Boş bir sandalyenin karşısında. Olmayan bir kadına dert yanarken. Çayı fondip yaptım. Garsonla göz göze geldik. Elimle dört yaptım. Anlamadı. İnsiyatifi ona bıraktım. Yoruldum.

-Ali! Neredesin sen?
-Kafedeyim.
-Ben kafeye geldim. Göremedim seni.
-Allah Allah. Tek başıma oturuyorum.
-Hadi canım. E ben niye göremiyorum?
-Elimi kaldırdım.
-Yok göremiyorum. Doğru yere gittiğine emin misin?
-Pamuk’tayım işte. Pamuk demedik mi?
-Evet. Ben de oradayım. Kapıya gelsene, göremiyorum valla.
-Tamam bir dakika.

Güzel olmaz mıydı? Beni göremiyor artık. Gözü bana kör. Milyarda bir görülen bir hastalık. Ali körlüğü. Aligörmezlik. Ben onu görebiliyorum ama o beni göremiyor. Kalkıyorum, hesabı ödüyorum ve yavaşça yürüyüp geçiyorum yanından. Usulca böyle. Bir ürperti filan hisseder ne bileyim, öyle olur ya filmlerde. Şeytan dürtmüş gibi. Her şeyden kurtuluyorum. Konuşmadan, konuşma sonrası gelecek tepkilerden, bütün o değişikliklerden ve sıkıntılardan…

Tuvaletten çıkıyorum, kapıya gidiyorum ve buluşuyoruz. Bir süre dert yanıyor. Trafikten işe kadar, uzun bir silsile. Sonra bir sessizlik oluyor, “Eee sende ne var ne yok? Anlatsana.” öncesi sessizliği. Fırsat bu fırsat deyip konuşmaya giriyorum. Çok güzel konuşuyorum. O da hiç kesmiyor. Sonuna dek dinliyor.

-Velhasıl, durum bu. Ama tekrar söylemek istiyorum, senden bir şey beklemiyorum. Eskisi gibi devam etsek bile yeter benim için.
-Beni yanlış anlamanı istemiyorum Ali. Sen benim için değerlisin. Gerçekten. Fakat yaptıklarımın ya da söylediklerimin seni umutlandırmasını istemem.
-Öyle bir şey olmayacak, merak etme.

Tatlı istiyoruz, ayıptır söylemesi. Tatlılar bitiyor, çay içiyoruz. Gülüyoruz. Güzel yani, keyfimiz yerinde. Sonra birlikte kalkıyoruz. Ben onu otobüs durağına bırakıyorum. Teşekkür ediyor. Rica ediyorum. 

Eve giriyorum. Salondaki koltuğa oturuyorum. Bir anda her şey çok basit geliyor gözüme. Yaptığım konuşma, tavrım, onun hali filan. İki aydır tasarladığım konuşmayı yaptım ve hiçbir şey değişmedi hayatımda. Hatta bizzat ben öyle söz verdim, değişmeyecek diye. Neden?

Bilmiyorum.

Kategori: Hikayeler

Yorumlar

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir