İçeriğe geç →

Mecburiyet – Kısa hikaye

Sevgili takipçimiz Adile Alagöz bize bu etkileyici hikayeyi yollamış. Biz de paylaşmak istedik:

Sol yüzünü kaplamış olan kırmızı kanına dokundu genç kadın. Elinde hissettiği sıcak ıslaklık ile içi ürperdi. Aynadaki aslına dikkatle bakıyordu. Alnından akan kan sol yüzüne doğru akmış ve kırmızıya boyanmıştı yüzü. Tıpkı sol yüzü gibi kara gözlerinin etrafı da kızıla boyanmıştı. Derin bir nefes aldı. Burnundan akan kanı geri içine çekmişti. Canı yanınca sert bir şekilde nefes verdi bu defa da. Küçük damlalar halinde olan kanlar etrafa saçıldı. Lavabonun suyunu açıp kanları temizlemeye başladı. Fakat burun kanı şiddetlenmişti ve o temizledikçe tekrar kirleniyordu. Boşa uğraştığını fark edince suyu kapatıp lavabo tezgahındaki peçete rulosunu alıp birkaç tane peçeteyi rastgele kopardı ve burnunu silmeye başladı. Az evvel olduğu gibi o sildikçe tekrar kirleniyordu fakat bu defa söz konusu olan burnuydu. Arkasını dönüp banyo dolabını açtı ve pamuk aramaya başladı. Kanının etrafa damladığını fark etse de bunu umursamadı ve aramaya devam etti. Neyse ki sonunda üçüncü rafta bulduğu pamuk paketini alıp tekrar lavaboya döndü. Paketten çıkardığı bir miktar pamuğu elinde hafifçe yuvarlayıp burnuna tıkıştırdı. Aynaya baktığında dudaklarının ve boynunun da kana bulandığını fark etti. Yüzünü buruşturarak lavabonun suyunu açtı. Önce ellerini yıkadı. Ardından avucunu açarak bir miktar suyun avucunda birikmesini bekledi ve sonra da yüzüne çarptı suyu. Fakat yüzüne su değdiği anda dudaklarından bir inilti koptu. Canı yanmıştı. Soğuk su tenindeki yaralara değince onları tekrar uyandırmış gibiydi. Bunu umursamamaya çalışarak tekrar avucuna su doldurup yüzüne vurdu. Sonra aynı şeyi tekrar yaptı. Tekrar, tekrar ve tekrar…

Suyu kapatıp başını kaldırdı ve aynadaki aslına baktı. Az evvelkinden daha iyi görünüyordu ama yaraları kendini belli etmişti. Alnındaki yarığı görebilmek için hafifçe başını eğdi ve saçlarını biraz geriye itti. Çok derin görünmüyor gibiydi. Ardından patlamış dudağına dokundu ve eş zamanlı olarak canı yanmıştı. Bunu yüzüne ekşiterek belli etti. Burnundaki ıslanmış ve kanlanmış pamuğu yavaşça çıkardığı an burnundan kan boşalmaya başladı. Hızla pamuk paketinden bir parça daha alıp burnuna tıkıştırdı ardından bir peçeteyi ıslatıp burnunun etrafını silmeye koyuldu. Soğuk peçete tenine değdikçe içi ürperiyordu. Yüzünün daha temiz olduğuna karar verince kanıyla kirlenmiş olan banyoyu temizlemeye koyuldu. Peçete ıslatıp dolaptaki ve onun etrafındaki kan damlalarını temizledi. Ardından lavaboya baştan sona su döküp oraya ait olan küçük paspas ile paspasladı. Aynada da birkaç damla kan olduğunu fark edince aynaya su döktü ardından da peçete ile kuruladı. Peçeteleri de çöpe attıktan sonra işi bitmişti. Ellerini yıkadı ve banyodan çıktı. Holün bozulmuş halısını ayağıyla düzeltti ve içeri geçti. Oda darmadağınık bir haldeydi. Raflardaki kitaplar ve aksesuarlar yeri boylamış, koltuklar ters dönmüştü. Odanın perdesini açarak işe başlamak istedi genç kadın.

Pencerenin önündeki güneşliği sonuna kadar açıp tülü kapalı tuttu. Odanın az evvelki loş hali değişmiş ve aydınlanmıştı biraz. “Keşke insanların da kalbini bu kadar kolay aydınlatabilsek…” diye düşündü. Bunun mümkün olmayacağını bildiği için de yüreğinden geçen hayali elini boşlukta sallayarak kovdu. Kollarını çemreledikten sonra devrilen koltukları düzeltmek ile devam etti işine. Yastıkları kabartarak koltuklara yerleştirdi. Yerdeki kitapları toplamaya koyuldu sonra. Tek tek okşayarak topladı kitaplarını. Bazı kitaplarının, sayfalarının buruşmuş, kırışmış hatta yırtılmış olduğunu görünce içi yandı. Eliyle düzeltip öyle yerleştirdi eski yerine. Bazı aksesuarlar kırılmıştı. Bunlardan hasar aldığı fark edilmeyecek olanları eski yerine koyarken, paramparça olanları çöpe atmak için ayırdı. Uzun bir süre sonra odanın toplanmış olduğunu fark edince ellerini beline koydu ve iyice baktı odaya, kavga anından eser var mı diye… Duvarda asılı duran çerçevelere takıldı gözü. En büyük çerçevede kocası ile olan fotoğrafı vardı. Büyük bir öfke ile çerçeveyi duvardan alıp yere fırlattı. Çerçevenin camı paramparça olunca mutfağa gitti. Elinde bir poşet ile geri döndü. Çöpe atmak için ayırdığı şeyleri doldurdu poşete. Sonrasında da yerdeki büyük çerçevenin camlarını poşete koymaya başladı. Camların çoğunluğu bitince fotoğrafı eline aldı. Nefret dolu bakışlarıyla fotoğrafı boğdu adeta. Ortadan ikiye yırttı fotoğrafı. Sonrada avucunun içinde yuvarladı ve çöp poşetine attı. Çerçevenin geri kalan parçalarını da atınca hızla ayağa kalktı ama bir adım dahi atamadan kalakaldı. Sağ ayağının altında hissettiği o muhteşem ağrıdan dolayı kıpırdayamamıştı. Yavaşça ayağını kaldırıp altına baktı. Çerçevenin camı kesmişti ayağını. Koltuklardan birine yaslanarak ayağının altındaki cam parçasını çıkardı ve poşetin içine koydu.

Ayağının altındaki acıyı umursamadan sokak kapısına yöneldi. Vestiyerde duran kabanını sırtına aldı. Artık sabrı kalmamıştı bu evde durmak için. Tahammül edemiyordu… Bıkmış, usanmış, en çok da yorulmuştu… Gözünden boşalan yaşlara aldırmadan sokak kapısını açtı. Dışarı doğru bir adım atacaktı ki “Anne…” diyen ince bir ses duydu. Hızla arkasını döndüğünde yeni uyanmış olan küçük kızını gördü. Beyaz tenli, kahve saçlı, çok kısa ve zayıf olan küçük kız çocuğu gözlerini ovuştururken yeni uyanmış olduğunu belli ediyordu. Annesine masumca bakarken, “Nereye anne?” diye sordu. Genç kadın nutku tutulmuş bir şekilde yere çöktü ve kollarını açtı. Küçük kız hızla ona doğru koşup annesinin boynuna sarıldı. Genç kadın ise, “Hiçbir yere annecim…” derken yaralı ayağıyla sokak kapısını kapattı…

Kategori: Hikayeler

Yorumlar

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir