İçeriğe geç →

Sebepsiz Mutlu Olduğum Günlere İthafen – Hikaye

– Ne bileyim Suat abi. Bilmiyorum işte. Böyle yani.
– Bir saattir konuşuyorsun. Madem bilmiyorsun, neyi konuşuyorsun oğlum?

Aptal aptal sırıtarak yüzüne baktım. Ciddi olduğunu anlayınca elimdeki biradan bir yudum alarak uzaklara bakarım diye düşündüm. Kalmamış içinde. İnat edip o son damlayı alacağım derken kafamı arkamdaki duvara çarptım. Suat abiye baktım. Acıyan gözlerle olanları izliyordu. Bir çizgi film karakteri gibi tek gözümü kapatıp elimi kafama sürterek gülümsedim.

– Hadi sen evine git oğlum, yengen içerde bileyleniyordur bana. Tepeme binmesin.
– Fıstıkları da alayım mı abi, yolluk yaparım?
– Al al.

Sağlam bir nevale aldım. Salonda dizi izleyen yengeye iyi geceler dileklerinde bulundum. Beni hiç sevmez. Uyuyan Hasan’ı öptüm. Öte tarafa döndü. Bu huzurlu aileyi tatlı yaz meltemine emanet edip uzaklaşırken içeriden yengenin benle alakalı küfürlerini duyabiliyordum.

Yolda fıstıklarımı bir bir öldürürken artık insanları ve onların benim hakkımdaki düşüncelerini önemsemediğimi düşündüm. Eskiden olsa kafaya takardım he. Şimdi mis gibi bir adam oldum. Umurumda bile değil. Ne dedi mesela? “Senden bir yaş küçük, sana abi diyor ve sen hala ona abilik yapmaya çalışıyorsun Suat!” dedi. Haklı mı? Haklı. Peki beni etkiliyor mu bu? Hayır. Neden? Çünkü etkilemesi için bir sebep yok. Neticede hayat böyle şeylerle doldurulmayacak kadar küçük bir ev. At bir şilte, azıcık aşın olsun karnın doysun, bitti gitti be abi. Nedir yani? Ne öyle tıkış tıkış bir sürü işe yaramaz eşya ile?

Fıstıklarım bittiğinde Hüseyin abinin bakkala gelmiştim. Allah’ım ne güzel bir zamanlama, böyle şeylere o kadar çok seviniyorum ki.

– Abi n’aber?
– İyidir koç senden?
– N’oldu grup, var mı üye olan?
– Bir Rus geldi. Yanlışlıkla girdi herhalde.
– Allah Allah? Bir şey yazdı mı?
– Yok mesaj attım İngilizce, cevap vermedi.
– İlginç.
– Atıcam gruptan eğer Türkçe bilmiyorsa.

“O zaman neden Türkçe yazmadın abi?” diye soracaktım ama sormadım. Çünkü ne zaman bakkala girsem, içimde aynı karmaşa. Her şeyden üçer beşer tane almak istiyorum. Hepsini tüketemeyeceğimi biliyorum. Fakat istiyorum işte. 

– Salim ile konuştum lan. Google’a reklam vericem grubu.
– Harbi mi?
– Hıı. Ona bakıyordum şimdi.
– Facebook’a versen daha iyi değil mi?
– Niye ki?
– Yani senin kitlen için Facebook daha iyi bir platform bence. Bir de zaten grup da Facebook’ta açılan bir grup.
– Salim de “Abi Facebook kendi gruplarının ilanını sağda çıkarıyor arada. Bedava hem de.” dedi. Ondan Google düşündüm ben.
– Böyle bakınca haklıymış. Evet.
– Aynen… Ne kesiyon lan çikolotaları? Alacaksan al oğlum, senden mi sakınıcam?
– Abi sen ne harika bir adamsın ya. Grubuna en az iki kişi getiriyorum bu hafta.
– Hep böyle söylüyorsun da bir numaran yok puşt. Hem ben gerçekten şiirle ilgilenen, şiire gönül veren insanları istiyorum. Yoksa ben de doldururum oğlum. Köy grubuna yazsam zaten anında 1000 kişi. Ama ne gerek var? Bir gereği yok yani.
– Abi ben de bu yüzden getiremiyordum. Ama artık şiir paylaşılan internet sitelerine yazacağım.
– Yaz tabii oğlum. Şiir bu, herkese lazım.
– Aynen abi. Hadi hayırlı işler sana, iyi geceler.
– Sana da koç.

Çikolatamı bitirdiğimde kaldırıma oturdum. Zihnim boştu. Aklıma bir şey gelsin istedim. Tam öyle bir andı. Bir şarkı sözü mırıldansam, ya da belki bir şiir dizesi, etkisi had safhaya ulaşacak bir an. Hiçbir şey gelmedi. Çikolatamı atacak bir çöp konteynırı aradı gözüm. Onu da bulamadım. “Hayat…” dedim.  “Neyse siktir et, eve gidip yatayım.” dedim.

Gittim. Uyuyamadım. Kafamda bir salon buldum. Büyük, beyaz bir salon. Binlerce masa vardı. Her bir masada bir yenge oturuyordu ve ben her birine ayrı ayrı laflar anlatıyordum. Yorulana kadar sürdürdüm bunu. Uyudum.

Kategori: Hikayeler

Yorumlar

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir