İçeriğe geç →

Seni Ölü Görünce Çok Üzülüyorum – Hikaye

Telefon geldiğinde film izliyordum. Bağımsız bir Avrupa filmi, Dagur Kari’den. Voksne Mennesker.

Amcamdı. “Babanı kaybettik. Başımız sağ olsun.” dedi. “Güngören merkez camii” dedi. “İkindi” dedi. Bir şeyler daha dedi de, hatırlamıyorum tam. Aramakla aramamak arasında tereddüt etmiş de, bilmem ne. Ulan benim babam ölmüş, senin derdine bak.

Bilgisayarın sağ alt köşesindeki saat 13:15’i gösteriyordu. Önce Google’a “İkindi ezanı kaçta okunuyor?” yazdım, sonra da filmin kaç dakikası kaldığına baktım. Sonuç beni üzdü. Filmi bitirmem imkansızdı. Giyinip çıktım.

Abdest almayı unuttuğumu yolda farkettim. Çünkü kafamı kurcalayan çok önemli bir şey vardı: Sübhaneke içinde okunacak olan celle senaük. Bir türlü öğrenememiştim. Çocukluktan biri. “Bu bilgiler hayatımızın neresinde lazım olacak ki?” klişesini şiar edinmiş bir talebe olduğumdan, biri öldüğü vakit kafama kazınacak olan bu bilginin zamanının gelmesini de usul usul beklemiştim. Şimdi zamanı gelmişti. Babam ölmüştü. “Benim babam öldü.” Söylemesi tuhaftı, herhalde büyük ikramiyeyi kazanan insanlar da zengin olduklarını söylediklerinde böyle bir hisse kapılıyorlar. Telefonumdan baktım, birkaç kez de tekrar ettim, artık hafızama girmiş olmalıydı. Sonra da gecikmiş bir merak duygusuyla anlamına bakmak istedim ama gelmiştim.

Mütereddit bir halde avluya girdim. Birkaç yaşlı amca dışında kimse yoktu. “Erken mi geldim acaba?” diye düşündüm. Halbuki nefret ederim bir yere erken gitmekten. Yaşlı amcaların yanına seyirttim hemen. Bir tanesi benden önce davranıp tebrik etti, bu yaşta camiye gelmeyi huy edinmem takdir edilesi bir durummuş. Gururum okşandı, amcayı bozmadım. “Estağfurullah amcacım, siz büyüklerimizden gördüklerimizi tatbik ediyoruz.” dedim. Güldüler. Nerede okuduğumu, ne iş yaptığımı filan sordular. Laf lafı açtı, ezan okundu. O an beynimden vurulmuşa döndüm. “Benim babam ölmüştü.” dedim. Tuhaf tuhaf yüzüme baktılar. “Merkez camii burası değil miydi?” dedim. “Hayır o iki sokak aşağıda kaldı.” dedi biri. “Orası da camii, burası da. Ne farkeder ki?” dedi öbürü. Cevap veremeden koşarak çıktım camiiden.

Nefes nefese kaldığımda, tabutu arabaya koyuyorlardı. Babam muhtemelen dedemin ve babaannemin yanına defnedilecekti. Yani bizim evin arkasındaki mezarlığa. Koşarak sokağa çıktım. Bir taksi çevirdim. “Bakırköy tarafına gideceğim, yalnız biraz acele olursa sevinirim.” dedim. “Hayırdır?” dedi. “Babamın defni var da” diyemedim. “Özel bir mesele” dedim. Bu cevabım hiç yoktan bir gerginlik yarattı. Halbuki o soru sormasa hiçbir sıkıntı olmayacaktı. Bunu ona da anlatmak istedim. Tam söze girecektim ki Neşet Ertaş çalmaya başladı. Üstad “hata benim günah benim suç benim” dedikçe ben kendimden geçtim. Sonunda dayanamadım, “Özel bir mesele dediğim için özür dilerim abi. Beni affet.” dedim. Gülümsedi. “Lafı olmaz yiğenim.” dedi. Babamı kaybetmiştim belki ama bir amca, bir dayı kazanmıştım o an. Sedat abi’yi…

Mezarlığa geldik. Boştu. Bu seferki boşluk erken geldiğimi gösteriyordu. Taksimetrede yazan parayı toparlamaya çalışırken Sedat abi mezarlığa neden geldiğimi sordu. O ana kadar hissetmediğim bir şey hissettim. “N’oluyor ulan” demeye kalmadı, gözlerim doldu, sesim titredi. “Babam öldü abi.” dedim. Sedat abi kızdı: “Böyle şaka mı olur lan? İt herif!” dedi. “Valla doğru abi. İnanmıyorsan bekle, birazdan gelecekler.” dedim. Bekledik. Gelen giden olmadı. “Abi taksimetreyi durdur istersen, gelirler birazdan.” dedim. “O artık taksimetre değil. Yalanmetre. Senin yalanmetren.” dedi Sedat abi. Üzüldüm. Oracıkta dayılıktan reddettim onu, bana inanmayan dayım yoktu benim. Çok geçmedi, babamın tabutunu taşıyan cenaze arabası ile üç farklı araba geldi. Biri
amcamın arabasıydı. “N’oldu abi inanmamıştın?” dedim zaferimi kutlayan sesimle. “Yiğenim sen ciddi misin?” dedi Sedat abi. “Ne sandın? Sana ne zaman yalan söyledim abi?” dedim ve indim arabadan.

Babamın tabutunu taşıyan amcama koştum. Amcam ve yanındaki iki oğlu beni görünce şaşırmıştı. “Amca yeri ve zamanı değil de, 20 liran var mı? Ben taksiyle geldim de…” dedim. Şaşkınlıkları iki kat artmıştı. Tabuttaki yerini yanında yürüyen bir başka adama bırakıp ceplerini yokladı. “ Oğlum senin evin şurada değil miydi?” dedi. “Taşındım amca.” dedim. Kabul edersiniz ki utandım yanlış camiiye gittim demekten. Amcamdan 10 lira çıktı. Koşarak Sedat abiye gidecektim ki o benden önce gelmiş ve tabutu taşıyanlara dahil olmuş. Yine gözlerim doldu. Sedat dayım benim…

Tabut mezara sokulurken amcamın gözleri beni aradı. Toprak atmam için. Bense yedi kat yabancı gibi uzaktan izliyordum olanı biteni. Her şey çok ilginç geliyordu. Daha doğrusu tuhaf. Ölüm tuhaftı, öleni gömmek tuhaftı, öleni gömüp yaşamaya devam etmek hepsinden tuhaftı. Şükür ki Yasemin beni bu entel sayıklamalarımdan uyandırdı. “Bitti mi okulun?” dedi. “Gelecek sene.” dedim. “Baban diploma aldığını görmeyi çok isterdi.” dedi. “Azıcık para verseydi görürdü. Okul taksitlerini ödemek için çalışırken uzattım okulu.” dedim. Herhalde hayatım boyunca verdiğim en güzel cevap bu olabilir. Bir de beni terkeden bir kıza “Depremlerden sonra enkaz gezen politikacılar gibi sen de bıraktığın enkazı görmek için geri geleceksin.” demiştim. Ama bu Yasemin’e söylediğim söz ile baş edemez.

Sedat abi eve bırakmak istedi, yürüdüm. Kapıyı çaldım, annem açtı. Gözlerindeki kızarıklığı görünce öğrendiğini anladım. Sarıldı bana. Bir süre öyle kaldık. Çok saçma göründüğümüze emindim. Bu yüzden saçma bir soru sordum. ”Yemek var mı?” Duymazdan geldi. “Gittin mi?” dedi. “Yok.” dedim. “O da orada mıydı?” dedi. “Görmedim.” dedim. “Neden bana haber vermedin?” dedi. “Nasılsa öğrenirdin. Benden duy istemedim.” dedim. Sustu. Sormak istediği yüzlerce soru vardı. Hiçbirinin cevabı yoktu. “Ben yatıcam.” dedim. “Kerahat vakti yatılmaz.” dedi. “İyi.” dedim. Odama geçtim, güneş batana kadar bekledim ve sonra yattım.

Rüyamda babamı gördüm. Okul taksidini yatırıyordu bir ATM’ye. Ben de Sedat abiden aldığım arabayla taksiciliğe başlamışım. Yanaştım yanına, korna çaldım. Duymadı bu. Birkaç kez daha çaldım, yine tepki vermedi. İndim taksiden, yanına gittim. “Hayırdır?” dedim. “Özel bir mesele.” dedi. “Bırak şimdi özeli. Ne iş?” dedim. “Okul paranı yatırıyorum. Senin diploma aldığını görmek istiyorum” dedi. Aldım parayı elinden, yere savurdum. “Senin parana ihtiyacım yok. Bak taksiye çıkıyorum ben.” dedim. Acıyla baktı bana. “Böyle hayatta kazanamazsın o parayı.” dedi. “Olsun.” dedim. “İyi ne halin varsa gör.” dedi ve arkasını dönüp uzaklaştı. “Bak böyle gidiyorsun ama sonra rüyama girip dua istersen okumam he. Yemin ederim okumam bak!” diye bağırdım arkasından. Eliyle “çok da umrumda” gibi bir işaret yaptı ve sonra kahkaha attı. “Sanki okumayı biliyorsun da.”

Birden uyandım. Ter içindeydim. Babam haklıydı. Harbiden bilmiyordum. İnterneti açtım, Yasin suresine baktım. Çok uzundu. “Allah gecinden versin, hayırlı ömürler ihsan etsin, annem ölünce de bunu okumayı öğrenirim.” dedim. Bir bardak su içtim, tekrar yattım.

Kategori: Hikayeler

Yorumlar

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir