İçeriğe geç →

Top taca çıksın da oyuna gireyim! – Kısa Hikaye

Merhaba sevgili okur-yazar. Yine biz, yine tuhaf bir mevzu.

Şunu farkettik ki sen bize fikir at diye beklerken sıkılıyoruz. Ama biz sıkılmak istemiyoruz, biz sürekli aksiyon olsun istiyoruz.

O yüzden kendi işlerimizi de burada paylaşmaya karar verdik. Ama tek yönlü olmaması gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla, film fikirlerini yarışmayla alakalı “fikir gönder” kısmından atarken, elinde bulunan diğer işleri bizimle “bize ulaşın” kısmından paylaşabilirsin. Kısa filmden tut, şiire kadar aklına ne gelirse. Özgürsün. Google Docs’a koyup linkini atabilirsin, doğrudan mesaj kısmına yazabilirsin ya da canın nasıl isterse o şekilde ulaştırabilirsin. İsminle birlikte sitemizde yayınlarız. Bize gelen her şeyi yayınlama sözü veremesek de, mümkün mertebe büyük bir kısmını yayınlamaya çalışacağız.

Bize ait hikayeleri paylaşmamızla alakalı bir diğer husus da senin fikirlerini değerlendiren kişilerin nasıl yazdığını görmen. “Bu muymuş ya beni ilk üçe sokmayan, cidden mi ya?” gibi tepkiler verdirebilirsek sana, amacımıza ulaştık demektir. O zaman aramızdaki eşitlik kurulur, o zaman birbirimizi daha iyi anlarız.

İlk hikaye geliyor:

Top taca çıksın da oyuna gireyim!

– Neden buraya çağırdın beni?

Haklı. Neden buraya çağırdım onu? Ne işimiz var burada? Bilmiyorum. Dün gece İbrahim ile içerken bu fikir acayip güzel gözükmüştü gözüme. Ama şimdi bu boş halı sahada Özlem ile çok komik görünüyoruz.

– Özür dilemem gerek senden, o yüzden çağırdım.

Aslında özür mözür hikaye. Ben sana daha başka bir şey söylemek istiyorum. Hayatım boka sardı Özlem. Hiçbir şeyden keyif alamıyorum. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Bütün gün evde oturmak, uyumak istiyorum. Zerre bir şey düşünmeden, en ufak bir şey geçirmeden zihnimden, saatlerce uyumak. Beynim uyuşsun, kafam ağırlaşsın, başımda ağrılar gezinsin. Fakat ben uyuyayım. Çünkü hayatımda bir şey yok. Yani vardı, artık yok. Yani varmış, ben de yokluğunda anladım eskiden orada bir şey olduğunu. İnsanın amacı içini dolduruyormuş Özlem.

– Ne özürü? Sen bana bir şey yapmadın ki.

Ofiste bir oda spreyi var. Otomatik. Bazen içindeki sıvı biter. Sıkacak bir şeyi kalmaz. Ama yine de fıslamaya devam eder. Belli aralıklarla. O oda spreyi çok acayip be Özlem. Çok acayip yani.

– Henüz yapmadım. Ama yapacağım.

Şimdi sen bana bakıyorsun ya. Anlamadan böyle. Sadece bakıyorsun. Önce halı sahaya çağırdım seni, bir saatine 80 lira verdim. Akşamları 120, sabahları 80. Kafede de konuşabilirdik, iki çay ve bir pasta 25 liraya patlardı en fazla. Ama yok, burada dile getirirsem, o zaman daha iyi anlatırım kendimi.

– Ne yapacaksın?

– Her Perşembe maç yapıyoruz ya biz.

– Eee?

– Ben sadece o maçlarda mutlu oluyorum.

– Nasıl yani?

– Yani yensek de, yenilsek de, sadece o maçlarda yaşıyormuşum hissine kapılıyorum. O maçlar bittiğinde, yorgunluktan ölsem de, bir şey yapmış olmanın, bir aksiyonda, eylemde bulunmuş olmanın hazzına varıyorum.

– Anlamadım demek istediğini.

Ben normal bir adamdım. Sonra bir adam geldi, bana vaatte bulundu. Ben ona bir film yazdım. O film çekilmedi. İnsan filmi çekilmeyince hayata küser mi? Sen filmin çekilmese hayata küser misin Özlem? Öncesinde de çok mutlu değildim de, böyle de değildim. Bu kadar değildim yani. Şimdi bir filmim var. Çekilmeyen bir filmim. O film sanki sırtımda kambur. Sana bunu nasıl anlatacağım Özlem?

– Boş ver ya. Saçmalıyorum. Gidelim mi?

– Gidelim.

– Parasını da ödedim he sahanın, daha 45 dakikamız var, penaltı mı çekişsek?

– Ben kaleye geçerim, topa vuramam.

Kaleye geçerim diyo. Onu bir halı sahaya çağırdım, saçma sapan laflar ettim ve sonra “Penaltı çekişelim.” dedim. Bütün bunları zerre sorgulamadan “Kaleye geçerim.” diyor. Ben seni hak etmiyorum kız, vallahi hak etmiyorum.

– İyi madem, ben vururum toplara.

– Tamam.

Yine de sana acıyacağımı ve topları dışarı atacağımı sanma Özlem. Hayat bana acımıyorsa, ben sana neden acıyayım? Hepsi gol olacak bu topların. Seni o kaleye gömeceğim sevdiceğim.

Kategori: Hikayeler

2 Yorum

  1. Hasan Hasan

    On numara hikaye, tebrikler.

  2. Gariban Gariban

    Harika bir hikaye, ba yil dim!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir